9.Derece Kalk

Kalk lügatte, gönlün dışlanıp, sabırsız bir halde muzdarip olması demektir. Istılahta ise, sâlikin, Allah'tan başkasından kaçması ve onsuz bir yerde karar kılmamasıdır. Nitekim Şeyhü'l-islâm hazretleri şöyle buyurmuştur: "Kalk, şevkin sahibini, mahbûb-u Hakikî tarafına tahrik etmesidir. Hatta, halk, Allah ile kendisi arasında bir mânâda engel olduğu için, onlara karşı kızgınlık ve gazap göstermesidir. Bu mânâdan olmak üzere kalk sahibi olan bir kimse, ölümü arzular. Zira ölüm, sevgiliyle buluşmada bir merhaledir. Bu mânâya muvafık olarak Hz. Mevlânâ şöyle buyurdular:

Gazne'de bilgiler emen bir zâhid vardı.

Adı Muhammed'di. Künyesi Serrezî.

Her gece üzüm çotuğunun ucunu yer, onunla iftar ederdi.

Yedi yıl bu hâldeydi.

Varlık padişahından birçok şaşılacak şey gördü.

Fakat maksadı padişahın cemalini görmekti.

O kendine doymuş er bir dağ başına çıktı.

Dedi ki: Ya bana kendini göster, yahut kendimi bu dağdan atacağım.

Allah dedi ki: O ihsanın zamanı gelmedi.

Kendini atsan da ölmezsin, ben seni öldürmem.

Şeyh iştiyakından kendisini o yüce dağdan derin bir suya attı.

O canına doymuş er ölmedi.

Ölümden kurtulduğuna feryat etmeye başladı.

Çünkü bu yaşayış ona ölüm gibi görünmedeydi.

İş, onca tersineydi.

O gayb âleminden ölüm istiyor

"Hayatım ölümümdedir" deyip duruyordu.

Nitekim Hz. Peygamber (sav) Hîra Mağarası'na çıktığında, bidayet hallerinde bu hâl zuhur etti ve kendini o dağdan aşağı atmak istedi. Ancak Cebrâil(as) onu tutarak tekrar eski yerine götürdü. Bu bir rivayettir. Diğer bir rivayette ise birinci defa vâki olduğu ifade edilmiştir.

Mustafa'yı ayrılık derdi kapladı, daraldı mı, kendisini dağdan atmaya kalkardı.

Cebrail "Sakın yapma! 'Kun' emrinde sana nice devletler takdir edilmiştir" deyince yatışır, kendini atmaktan vazgeçerdi.

Sonra yine ayrılık derdi gelip çattı mı, yine gamdan, dertten bunaldı mı kendisini dağdan aşağı atmak isterdi.

Bu sefer Cebrail görünür

"Ey eşi olmayan padişah! Yapma bunu" derdi.

Hicab keşfedilip de o inciyi koynunda buluncaya kadar bu hâldeydi.

Bazen bu halet öyle bir yüksek mertebeye gelir ki, sahibini, ağırlığından dolayı parça parça eder. Ve böylece o kimse kendisinden halas olur mahbûbunu bulur.